⏳ Tarihsel Bir Yolculuk: Abaküsten Cep Telefonlarına
Bilgisayarlar her zaman masamızın üzerinde duran, parlak ekranlı cihazlar değildi. İnsanoğlu binlerce yıl boyunca hesap yapmak ve verileri kaydetmek için çeşitli araçlar geliştirdi. M.Ö. 3000’li yıllarda Sümerlerin kullandığı “Hesap Tahtaları”, aslında tarihin ilk bilgisayarı (hesaplayıcısı) kabul edilir.
Asıl büyük sıçrama ise İkinci Dünya Savaşı yıllarında yaşandı. Askeri şifreleri çözmek ve füze yörüngelerini hesaplamak için devasa odalar büyüklüğünde, 30 ton ağırlığındaki “ENIAC” üretildi (1946). Yıllar geçtikçe teknolojinin gelişmesiyle bu dev odalar küçüldü, hızlandı ve cebimize girecek kadar akıllandı.
M.Ö. 3000
Tarihin ilk hesaplama aracı olan hesap tahtaları, verileri kil jetonlarla saklıyordu.
1946
30 ton ağırlığındaki ENIAC, bir oda büyüklüğündeydi ve devasa kablolarla programlanıyordu.
Günümüz
Milyarlarca işlemi saniyeler içinde yapan modern bilgisayarlar artık cebimize sığıyor.
Binlerce yıldır değişmeyen tek bir kural vardır: İster 30 tonluk ENIAC olsun, ister cebinizdeki son model akıllı telefon olsun; bir makinenin “bilgisayar” sayılabilmesi için dışarıdan veri alması, bu veriyi aklında (işlemcisinde) mantıksal olarak işlemesi ve size bir sonuç (çıktı) vermesi gerekir.
Bu ünitede, odalar büyüklüğündeki makinelerin nasıl masamıza geldiğini anlayacağız. Kasanın içindeki o gizemli parçaların nasıl çalıştığını, makinenin bizim komutlarımızı nasıl anladığını keşfedeceğiz. Hazırsanız, makinenin kalbine iniyoruz!